Aylık arşivler: Ekim 2015

Teknoloji ve Çevre Dostu Akıllı Şehirler

Kalabalığı, gürültüsü, hava kirliliği, gerilimli temposu ve birçok alandaki işlevsel sorunlarıyla insana ve doğaya her geçen gün daha fazla zarar veren şehirler, internet çağının getirdiği olanaklarla birlikte artık akıllanıyor. “Akıllı şehirler”, 21. Yüzyılın en önemli gündem maddelerinden biri olacağa benziyor.

Son iki yüzyıldır sanayileşme, bir yandan şehirleri büyütürken diğer yandan da yarattığı çevre kirliliği ile yaşanılmaz hale getiriyordu. 20. Yüzyılın ikinci yarısı, endüstri tesislerini şehrin dışına çıkarma ve bıraktığı olumsuz izlerden kurtulma mücadelesiyle geçti.

21. yüzyıl ise yaşamımızın her alanına damgasını vuran üç olgunun, küreselleşme, sürdürülebilirlik ve internetin, şehirlerimizi yeniden biçimlendirebileceği ve insanların yaşam kalitesinin arttırılabileceğine yönelik çalışmalarla geçeceğe benziyor. Anlaşılan o ki, zaman içinde artık her şehir dünyanın “online” bir parçası haline gelecek ve şehrin işleyiş süreçleri konvansiyonel olmaktan çıkıp, dijital platformlar üzerinden yürüyecek. Durmaksızın ilerleyen teknoloji, yaşadığımız şehirleri de baştan sona değiştirecek.

En çok ulaşım, iletişim, sağlık, güvenlik, her türlü soruna acil medahale gibi kamusal hizmetlerin yanı sıra yeşil enerji, su tasarrufu, atık yönetimi, gibi çevre kirliliğiyle mücadelede çığır açacak “akıllı şehir” süreçleri; doğa, şehir ve insan ilişkilerine de yepyeni bir boyut kazandıracak. Bu yeni ilişkiler, şehirlerin ve yaşadığımız mekanların yeniden planlanmasını da zorunlu kılacak. 2030 yılında dünya nüfusunun yüzde 50’sinin şehirlerde yaşayacağı ön görüleri dikkate alınırsa, konunun önemi daha net görülüyor.

“Yavaş Şehirler” “Akıllı Şehirler”

20. yüzyılın sonlarına doğru ciddi bir sıçrama yapan teknolojinin yanı sıra demokrasi ve çevre bilincinin de gelişmesi, insanların yaşadıkları şehirden beklentisini yükseltmeye başladı. Öte yandan, dünyadaki şehirler arasında daha fazla turist ve daha fazla yatırım çekmek için amansızca bir rekabet boy gösterdi. Tüm bunların sonucunda, 90’lardan bu yana, şehirlerin nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair sorulara yanıt veren iki yani şehir akımı oluştu. Bunlardan ilki “yavaş şehir” diğeri ise konumuz olan “akıllı şehir”… Aslında genel olarak bakıldığında her ikisinin de hedefi daha yaşanabilir, daha sağlıklı ve huzurlu, doğayla daha uyumlu yeni şehirler kurmak. Ancak, ilkinde doğallık öne çıkarken, diğerinde teknoloji ağır basıyor. İnsanların, büyük şehirlerin karmaşası, stres, gürültü ve ilişkilerinden uzakta sakin ve doğal bir yaşam kurmaya çalıştıkları “yavaş şehir” örnekleri, dünyada son 10 yılda bir hayli artmış durumda. Türkiye’de İzmir Seferhisar’ın öncülük ettiği bu şehirler arasında Gökçeada, Urfa’nın Halfeti, Muğla’nın Akyaka ve Aydın’ın Yenipazar ilçelerindeki çalışmalar sayılabilir.

Tümüyle bir akıllı şehir oluşturabilmek ise, henüz pek mümkün gözükmüyor. Yalnızca, akıllı standartları içinde yer alan uygulamaların bazıları yavaş yavaş hayata geçirilerek, bu yolda adımlar atılabiliyor. Bir şehrin tümüyle akıllı hale gelebilmesi, onlarca yıllık dilimler içinde mümkün olabilecek zorlu ve uzun bir süreci işaret ediyor çünkü. Üstelik de sürekli değişen teknoloji nedeniyle sonu olmayan bir süreci… bu konuda umut verici gelişmeler Danimarka, İtalya, Japonya, ABD ve Dubai gibi ülkelerde görülüyor. Son yıllarda özellikle teknoloji devi büyük firmaların öncülüğünde bu ülkelerde “akıllı şehir” uygulamaları kuruluyor. Türkiye’de ise bazı sitelerdeki mikro uygulamaları bir yana bırakacak olursak, Eskişehir’in Tepebaşı ilçesi ve Karaman bu konuda başı çekeceğe benziyor.

Mermer Nedir

Yer kabuğundan çıkarıldıktan sonra doğrudan veya işlenerek çeşitli amaçlarla yapılarda kullanılan taşlara doğal taşlar nedir. Doğada bulunan kayaçların hemen hemen tümü bu tanıma göre doğal taş kapsamına girmektedir. Burada önemli olan malzemenin doğa tarafından oluşturulmasıdır. Doğal taşlar eski çağlardan bu yana gerek yapı sektöründe gerekse sanatta kullanılan en önemli malzeme olmuştur. Tarih boyunca iç ve dış mekan mimarisi, inşaat, kaplama, döşeme, süslemede kullanılan doğal taşlar, atmosfer şartlarına dayanıklılığı, işlenebilirliliği ve geniş kullanım olanaklarıyla günümüz modern yapı sektörü için de önem taşımaktadır. Bu önem son yıllarda dünya çapında ve özellikle Türkiye’de doğal taş sanayi ve ticaretinin yükselişine paralel olarak artmaktadır.

Mermer olarak kullanılabilecek nitelikteki kalker, dolomitik kalkerler ve kalkbreşler ise, genellikle Alp Kuşağında, bu kuşağın çevresindeki Mesozoik ve Tersiyer oluşumları içerisinde yer alır. Kalker ve dolomitik kalkerlerin bulunduğu yerler çok değişik jeolojik yapı gösterir. Dünya üzerindeki mermer olarak kullanılabilecek önemli kalker oluşumlarının ayrıntılı durumları ve korelasyonları hakkında ayrıntılı araştırmalar yapılmamıştır. Ancak, genel olarak makro düzeyde bilgi verebilmek açısından jeolojik yapısına göre kısmen tahmini olarak değinilmektedir.

Dünya’da en çok mermer tüketen ülke ABD’dir. Bunun yanında İngiltere, Orta Avrupa ve bazı Orta Doğu ülkeleri de fert başına mermer tüketimi fazla olan ülkeler arasındadır. Dünya’da üretilen mermerlerin hemen hemen tamamına yakın bir kısmı tüketilmekte olup, önemli bir stok yapılmamaktadır. Dünya mermer tüketiminin sürekli bir artış içinde olması beklenmektedir. Ancak, fiyatlar yüksek olduğu taktirde mermerin seramik, ahşap, polyester, metal ve suni mermer ile ikamesi de söz konusudur.

MERMER ÇEŞİTLERİ

Işık geçirmeyen mermerler; (Marmara adası “beyaz-gri”), Gebze (elma çiçeği), Afyon (şeker, sarı, kaplan postu), Bilecik (pembe), Ankara (bej ya da damarlı), Hereke (Hereke pudingi), Kırşehir (zeytin yaprağı, sedef), Kütahya (Antep fıstığı rengi), Geyve (maun), Kayseri (siyah), İzmir (beyaz).

Damarlı ve ışık geçirgen oniksler (akik ve albatr cinsi); Seben-Bolu (beyaz, yeşil fonlu), Söğüt-Bilecik (yeşil, sarı, çaltıtaşı), Yunus Emre-Eskişehir (kahverengi), Turhal (yeşil, sarı), Tokat (yeşil), Salanda-Nevşehir (yeşil).

Kalsiyum karbonatlı suların bıraktığı, yapıları delikli çökeltilerden oluşan pamuktaşları; Afyon (sarı), Denizli (sarı), Kütahya (açık kahverengi), Maliköy (beyaz), Pamukkale (beyaz).

Çok sert taşlardan oluşan diyabazlar; Gemlik (yeşil).

Demir Alaşımları Betonarme Çeliği

Genellikle, demir (Fe), karbon (C) ile ilişkilidir. Karbon oranı artıkça demirin sertliği de artar. Karbon oranı %0,2’den az ise Fe-C alaşımlarına “yumuşak demir” denir. Betonarmede kullanılmaz.

Karbon oranı, 0,2-%1,17 arasında ise Fe-C alaşımlarına “çelik” denir. Bu limitler içerisindeki çelikler sert ve çok sert olarak iki gruba ayrılırlar. Alt sınır değerlere yakın olanlar (%0,25) betonarme donatısı olarak kullanılırlar.

Karbon oranı, %1,7-%5 arasında ise Fe-C alaşımlarına “fonk ve pik” denir. İnşaatçılıkta yağmur borularının alt kısımlarında kullanılırlar.

BETONARME ÇELİĞİ

Betonarme yapılarla beton donatısı olarak kullanılan, dairesel kesitli, yüzeyleri nervürlü veya profilli olan çelik çubuklara betonarme çeliği(demiri) denir. Betonarme yapılarda çeliğin görevi üstten ve yandan gelen çekme kuvvetlerine karşı koymaktadır. Bilindiği gibi betonarmede, beton basınca, çelik çekmeye çalışır. Betonarmede kullanılan çelikler, değişik çap ve şekillerde olurlar. Genel olarak yüzey şekillerine göre; düz (D), profili (P) ve nervürlü (N) olarak üçe ayrılırlar.

Düz olanlar, yüzeylerinde betonla aderans artırıcı nervir veya profil bulunmayan betonarme çubuklarının. Betonarmede kullanılması yasaklanmıştır.

Profili olanlar, haddelenme esnasında betonla aderans artırmak amacıyla çelik çubuğun yüzeyinde girintiler oluşturulmuş betonarme çubuğudur.

Nervürlü olanlar ise, betonla aderans artırmak amacıyla yüzeyinde oluşturulan sürekli veya kesikli enine ya da boyuna oluşturulmuş çıkıntı veya fitilli betonarme çubuğudur.

İnşaatçılıkta çeliğin en çok kullanıldığı yerlerden bir tanesi de çelik yapılardır. Bu çelik yapılar; köprü, çerçeve ve çatı makaslarıdır. Bu elemanlarda köşebent (L), T, H ve U profilleri veya putrelleri kullanılır. Bu profiller, değişik boyutlarda ve özelliklerde olurlar. Asma köprülerde taşıyıcı halatlar, çapı 6mm. Olan çelik tellerden meydana gelmişlerdir. Halat tellerinin dayanımları oldukça yüksektir.

Agrega Nedir

Agrega, çeşitli büyüklüklerde kırılmış veya kırılmamış, yapay veya her iki cins yoğun mineral malzemelere denilmektedir. Kum ve çakıl en çok kullanılan agrega türleridir. İnce ve iri agrega olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Çakıl, bir doğal iri agregadır. Bazı hallerde iri agrega olarak çakıl yerine, doğal taş blokların konkasör denilen aletlerle parçalanması sonunda elde edilen kırma taş da kullanılır. Doğal kumun bulunması halinde, öğütücü denilen aletler yardımıyla yapay ince agreganın da elde edilme imkanı vardır.

Agreganın Özellikleri

  • Sağlam olmalı, aşınmamalı, suyun etkisiyle yumuşamamalı, dağılmamalı
  • Çimento bileşenleriyle zararlı bileşik meydana getirmemeli ve donatının korozyona karşı korunmasını tehlikeye düşürmemeli.
  • Tanelerin biçimi, dokusu iyi olmalı.
  • Tanelerin büyüklük bakımından dağılımı, amaca ve standartlara uygun olmalı.
  • Agrega içinde zararlı maddeler bulunmamalıdır.

Kentsel Dönüşüm Verileri

2014 yılı kentsel dönüşüm verilerini Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce değerlendirdi. Kentsel dönüşüm için yıl içerisinde 79 bin başvuru yapıldığını belirten İdris Güllüce bu kapsamda 250 milyon liranın üzerinde kira yardımı gerçekleştirildiğini belirtti.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden yapılan açıklama doğrultusunda İdris Güllüce, 2014 yılında kentsel dönüşüm alanında yapılan çalışmaları şu şekilde değerlendirdi;

  • 2014 yılında yaklaşık 130 bin adet birimin risk tespiti yapıldı
  • Risk tespiti yapılan binalardan yaklaşık 12 bin 500 tanesinin yıkımı gerçekleştirildi
  • 6306 sayılı kanun kapsamında idarelere toplamda 40 proje için 110 milyon lira aktarıldı
  • Toplam 152 riskli alan Resmi Gazete’de yayımlanarak ilan edildi
  • İlan edilen 152 riskli alanda 392 bin adet bağımsız birim bulunmakta ve yaklaşık 1 milyon 100 bin kişiyi kapsamaktadır
  • Riskli alan ilan edilmek üzere dosyası hazırlanan ve bakanlıkta inceleme aşamasında olan 172 alan daha bulunmakta

Belediyelere çok büyük bir sorumluluk düştüğünü belirten Güllüce, kentsel dönüşümün bir iş birliği süreci olduğuna dikkat çekerek “el birliği ile vatandaşlarımızın riskli binalardan, hak ettikleri güvenli ve kaliteli binalara geçmelerini sağlayacağız” dedi.

İnşaat Demiri

Geçmişten günümüze insanlık olumsuz çevre şartlarında korunabilmek için çeşitli yapılar inşa etmişlerdir. Günümüzde, daha az yer kaplayan yerleşim alanlarını çok daraltmadan dikey yükselen yapılar kullanılmaktadır. Bu yapılar hem estetik açıdan hem mühendislik açısından önemli konumdadır. Yüksel yapıların gerek yük durumları altında gerekse depreme karşı sağlamlığının korunması konusunda beton ve çelik kullanımları çok önemlidir.

İnşaat demiri, çekme gerilimlerini ve kayma problemlerini karşılamak amacıyla betonarme yapılarda, beton içine yerleştirilen, özel şekillendirilmiş çeliğe inşaat demiri denilmektedir. Demir yer kabuğunda en çok bulunan metaldir. Demir metalleri, demir cevherinden elde edilmektedir ve doğada nadiren elemental halde bulunur. Metalik demir elde etmek için, cevherdeki maddeleri kimyasal indirgeme yoluyla uzaklaştırılmaları gerekir. Demir, aslında büyük ölçüde karbonlu bir alaşım olarak kabul edilebilecek olan çelik yapımında kullanılır. İnşaat demiri, inşaat yapımında kullanılan en önemli malzemelerden biridir. Yapılarda önemli yer tutan betonarme çeliğinin yerleştirilmesi demir adet, çap, aralık şekillerinin ve pas paylarının tekniğe uygun şekilde yapılması gerekmektedir. İnşaatın sağlamlığında ve dayanıklılığında büyük etki eder. İnşaat demiri imalatı 1420-1470 derece ısıda eritilen cevher veya hurda demire karbon ve bazı kimyasal elementlerin katılmasıyla elde edilir.

Kentsel Dönüşüm ve Deprem

Kentsel dönüşümün ülkemize en büyük faydası depreme dayanıklı binalar yapılmasıdır. Ülkemizde deprem doğuran, yaklaşık 15.000 km’si ana aks olmak üzere, toplam 24.500 km uzunluğunda canlı fay vardır. Ülkemizdeki deprem kuşağına baktığımızda ekonomik anlamda gelişmiş illerimizin bu alanlarda olduğu görülmektedir.

Ülkemizde yaklaşık 19 milyon yapı bulunmaktadır. Bu yapıların %55’i ruhsatsız ve kaçak, %60’ı 20 yaş üzeri, 5 milyondan fazlası riskli yapı olarak değerlendirilmektedir. İstanbul’da 3,5 milyon konutun %50’si kaçak, %70’i çarpık yapılaşmış, %67’sinin ise oturma izni olmadığı ve 1998 yılından önce yapılan yapıların büyük bir kısmının güvensiz ve günümüz mevzuatına aykırı nitelikte olduğu yapılan araştırmalarla ortaya konulmuştur. 1903 yılından günümüze, topraklarımızda hasar doğuran 130 depremde (yılda ortalama 1 depremden fazla) 100 bin can kaybı ve yaklaşık 2 milyon ev kaybettik. Ülke zenginliğimizin %90’ı ciddi deprem riski altındadır. 75 milyon insanımız, 12 milyon konut, 400 milyar $’lık altyapı ve makine parkı bu kapsamdadır. Son yüzyıl içinde depremlerde ortalama her yıl milli gelirimizin %1’ni kaybettik. 1939 yılında meydana gelen Erzincan depreminde 60 saniye içinde 33 bin yurttaşımızı kaybettik. Son yaşanan Van depremlerinde yıkılan ve/veya ağır hasar gören konut sayısının yaklaşık 30 bin olduğu tahmin edilmektedir.

1999 yılında meydana gelen Gölcük ve düzce depremlerinde milli gelirimizin %10-15’i birkaç dakika içinde kayboldu. Olası bir İstanbul depreminin, üretim kaybı, ekonomik büyümede duraksama, ekonomik ve sosyal kaos, salgın hastalıklar ve otorite boşluğu gibi olumsuz sonuçlar beklenmektedir. Rakamlarla deprem sonrası İstanbul’a bakacak olursak 20-50 bin kişilik bir can kaybı, 20-50 bin arası ağır hasarlı bina, 100 milyar $ civarında fiziksel zarar, 500 bin – 1,5 milyon arası işsiz ve 1-2 milyon arası evsiz insan kalacağı tahmin edilmektedir. Sadece Fatih, Zeytinburnu ve Küçükçekmece İlçelerinde yaşanması muhtemel bir depremde hasar görme riski olan bina sayısının yaklaşık 14 bin, konut sayısının 100 binin üzerinde olacağı göz önünde bulundurulduğunda beklenen İstanbul depreminde meydana gelecek can ve mal kayıplarının büyüklüğü daha net bir şekilde anlaşılabilecektir.

KAYNAK: https://www.gninsaat.com.tr